40 yıllık emek ürünü   “MERT IRMAĞI İNSANLARI (PONTUS’A DARBE)” « Samsun Haber | Samsun Son Dakika Haberler
SON DAKİKA

   40 yıllık emek ürünü   “MERT IRMAĞI İNSANLARI (PONTUS’A DARBE)”

Bu haber 10 Temmuz 2019 - 11:05 'de eklendi ve 19 views kez görüntülendi.

Gazeteci ve Araştırmacı Yazar Ali KAYIKÇI, 40 yıllık bir çalışma ile derledi, yazdı ve tarihe not bıraktı:

“MERT IRMAĞI İNSANLARI (PONTUS’A DARBE)”

 

Cenâb-ı Allah’ın “Sakın yeryüzünde fesâd çıkarma. Doğrusu Allah, fesâd çıkaranları sevmez.”  diye buyurmasına  (Bkz: K. Kerîm; Kasas Sûresi, âyet 77) ve ardından da Peygamberimiz Efendimize hitâben,   “Kalk artık; hatırlat, uyar!..”, “…yeryüzünde fesâd çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da bulundukları yerden başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyâda onlar için bir zillettir. Âhirette ise onlar için büyük bir azab vardır.”  (Bkz: K. Kerîm; Müddesir Sûresi, âyet 2; Mâide, âyet 33) haber vermesine rağmen, iyi komşuluk ilişkileri yanında kardeşâne hislerle asırlarca bir arada yaşayan Anadolu halkının; dış güçler tarafından bir asır kadar önce kanlı-bıçaklı düşmanlar hâline getirilmesinin hikâyesinin, belgelere ve o günleri yaşayan şahıslara dayanılarak anlatıldığı bir roman var karşımızda.

Edibi, Gazeteci ve Yazar Ali Kayıkçı’ya soruyoruz:

– Efendim; 6’ncı baskısını İstanbul’da gerçekleştirdiğiniz bu eser, nasıl ortaya çıktı? Bundan önce mümkünse bize, “Tarihî roman, belge-roman” nedir? Konusunda bizi aydınlatır mısınız? Teşekkür ederiz!..

– Efendim; ben de ilginiz ve bu güzel suâlleriniz için teşekkür ederim. “Şeyh’ül Muharrirîn Ahmet Kabaklı” Hocamız, “Türk Edebiyatı” adlı muhteşem eserinde,  roman çeşitlerini anlatırken “Tarihî Roman” başlığı altında şu bilgileri vermektedir:

“Konularını, tarihte yaşamış kahramanlarla, onları kuşatan gerçek veya hayalî kişilerin hayat ve maceralarından alan romanlardır.

Şüphesiz tarih ile tarihî roman arasında farklar vardır. Konusunu hayattan alan romancı, hayat ve kişiler üzerinde nasıl istediği gibi seçmeler ve değişmeler yapmak hakkına sahipse, konuyu tarihten alan romancı da, onu az çok değişik ve ayıklanmış şekle sokabilir. Bir tarihî kahramana, dilediği, kendi yorumladığı karakteri verebilir, onun macerasını daha çekici yapmak için, birçok aşk, fazilet ve yiğitlik motifleri ile süsleyebilir. Yaşamış kişiler arasına, hayalî varlıklar da katar yahut son derece silik şahsiyetleri, birinci dereceye çıkarabilir.”

Tarihî romanın Türk Edebiyatında ilk örneği Namık Kemal’in Cezmi’sidir. Alexandre Dumas (Baba)nın tarihî macera romanlarını örnek tutan Ahmed Mithat Efendi de Hasan Mellâh, Yeniçerililer vb. gibi konuları geçmiş zamandan alınma romanlar yazmıştır” diye devam etmekte ve sonrasında ise aynen şunları söylemektedir.

“Bizde, bu çeşidin şaheserleri henüz yazılmıştır denilemez. Yalnız, Nihal Atsız’ın eski Türklerle ilgili Bozkurtlar Diriliyor, Halikarnas Balıkçısı’nın Turgut Reis, Kemal Tahir’in Osmanlı kuruluşu günlerini anlatan Devlet Ana, Necati Sepetçioğlu’nun Alpaslan’ı, gençliğini ve çevresini ele alan Kilit vs. Emine Işınsu’nun Malazgirt Oğuzlarını Dede Korkut havasiyle anlatan Ak Topraklar romanları, dikkate değer denemelerdir. Ahmet Refik, Turhan Tan, Feridun Fazıl Tülbentçi, Oğuz Özdeş, Murat Sertoğlu, Zuhuri Danışman, Ragıp Şevki Yeşim, A. Ziya Kozanoğlu vb. de bu yolda emeği geçmiş yazarlardır.”.

Rahmetli Kabaklı Hocamız bunları söylerken; her nedense eğitim ve kültür hayatımıza binlerce öğretmen kazandırmanın yanında; İstanbul’un Fethi, Endülüs, Malazgirt ve Dağıstan Aslanı Şeyh Şâmil’in, Oruç Reis ile Barbaros Hayrettin Paşa’nın hikâyelerini anlatan “Kırık Hançer”, “Malazgirt’in Üç Atlısı”, “Hilâl Uğruna”, “Korkusuz Cengâver”, “Kan ve Gül”, “Hazin Göç” ve “Zafer Rüzgârları” gibi tarihî romanlar bırakan “Ahmet Yılmaz Boyunağa” gibi bir meslekdaşını ve kalem ehlini, ismen olsun zikretmemesi, doğrusu O’nun şanına yakışmamıştır, demek durumundayız.

Aynı konuda ; “Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ramazan Topdemir”in  belirttiği gibi, “Milletlerin, bunalımlı dönemlerinde tarihe yöneldiklerini görmekteyiz. Yazar, tarihte yaşanmış ibretli olayları dönemine göre kurgulayarak okuyucu karşısına çıkar. Bu, ileriye dönük olarak okuyucu üzerinde olumlu etki bırakır. Tarihî roman; okuyucuya, tarih şuuru vermelidir. Tarihî bilgi durağandır, geçmişe doğru bir bakıştır. Gelecek hakkında daha iyi hükümler vermek için tarihe bakmakta yarar vardır. Bu durumda yorum meselesi ortaya çıkıyor. Tarihi yorumlamak, tarih şuuru demektir ve aynı zamanda millî şuur meselesidir. Bu yüzden tarihî roman;  milliyetçiliği, millî devlet ve millî beka fikrinin kuvvetlendiği, düşman güçlerinin hissedildiği devirlerin ürünleridir.”

“Samsunlu Hemşehrimiz Gazeteci-Yazar M. Aybike Sinan” da “Çanakkale Cihadının 104. Yılında” başlıklı köşe yazısında; “…tarihî hadiseler, edebiyat eserlerinde zamanın ruhu gözetlenip yeni baştan anlatılıp yazılırsa, yeni kuşakların bu olayları anlama, yorumlama, içselleştirme kabiliyetleri de o denli artar.” demek suretiyle “tarihî roman”ın önemini vurgulamaktadır.

 “OMÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi-Şâir ve Yazar M. Hâlistin Kukul” ile aynı okulda vazifeli “Tarihçi Yazar Ahmet Yılmaz Boyunağa” arasında gerçekleştirilen bir röportajda, “Tarihî romancılığımızın, edebiyatımız ve millî kültürümüz içerisindeki yeri” konusundaki bir suâli cevaplandıran rahmetli “Boyunağa” şunları söylemişti:

“Çok mühim bir yeri vardır. Millî edebiyatın, dolayısıyla millî kültürün önemli bir parçasıdır. Bütün, bunsuz noksan kalır. Millî kültürümüzün temelleri, tarihin derinliklerine dayanır. Tarihî roman da, bunları gözler önüne serer, ibret vesikası olur.”, “Gençlerimizin, atalarının hayatlarını iyi ve doğru bilmeleri gerekir. Bir tarihî romancının buna çok itina göstermesi lâzımdır. Bunda büyük vebâl

vardır. Tarihî romancılığı, işte bunun için tercih ettim. Gâyem, millî tarihimizi, doğru olarak tanıtmaktır.”

Rahmetli Üstâd Eğitimci-Yazar Hâcı Ahmet Yılmaz Boyunağa” bunları dediği içindir ki biz de O’nun bıraktığı yerden alarak ve de O’nun o güzide prensiplerinden ve eserlerinde dile getirdiklerinden faydalanarak; bir kısmı yazılı belgelerde okuduklarımızdan olmak üzere, bir kısmı da o günleri yaşamış şahıslar (birinci ağızdan duyanlar)dan derlediğimiz bilgileri, üç çeyrek asra yaklaşan ömrümüz boyunca edindiğimiz millî kültür havuzunda toplayıp yoğurduktan sonra, gelecek nesillere doğru bir şekilde bırakmak için kâğıt kaleme sarıldık; böylelikle de bazı şom ağızlılara, ard niyetlilere (dâhilî ve haricî bedhâhlara) da hadlerini bir güzelce bildirmek istedik…

Bunları yapmak için de araştırmalarımıza, evvel emirde 1981-1984 yıllarında başladık. Bu yıllarda; 14’ü (bir kısmı o günleri ‘çocuk-genç’ olarak yaşamış bulunan) şahıs ve 35’i de yazılı belge olmak üzere 50 kadar kaynağa başvurarak ve 30 yıllık bir “Samsunlu” olarak gerçekleştirdik ve mahallî “Gürses Gazetesi”nin 10 Mart 1984 günlü nüshasıyla başlamak suretiyle tefrika ettirdik. Ardından da gördüğü büyük ilgiden cesaret alarak 2’nci baskıyı 1990 yılında “Samsun Gazeteciler Cemiyeti”nin yayını şeklinde 266 sayfalık bir “kitap” hâlinde neşrettik. Bunları ise 3, 4 ve 5’nci baskılar takip etti.

Bütün bunları yaparken bir taraftan da basın-yayın organlarında “Pontus” ve “Pontus’çular” hakkında çıkan çeşitli makâle ve yazıları takip ettik ve de “Pontus Üstüne (Basından Seçmeler)” adlı, içinde 74 adet “kupür/kesik” bulunan bir başka kitapta (Samsun 2003, 208 s.) topladık.

Sonrasında ise “19 Mayıs 1919’un 100. Mübâdelenin de 96. Yılı Hatırasına”  şimdi elinizde tuttuğunuz ve de 100’den fazla kaynağa başvurularak yeniden kaleme alınmış bu “Genişletilmiş 6’ncı baskı” ile huzurlarınıza çıkmış olduk…

Aradan geçen zaman içerisinde; “Dış Düşmanlar” ile içimizdeki birtakım “Sahte Türkler”, “Dönmeler” (Üstâd Gazeteci Yazar M. Şevket Eygi’nin deyimiyle “Dönmemişler”) ve çeşitli menfaat gruplarının hâlen daha akla-hayâle gelmez  “aymazlıklar/gâflet örneği” sergilemeleri, yaptıkları ve yapmak istedikleri bâzı şeyleri sâdece ve sâdece “turist çekmek”, “maddî kazanç sağlamak”, siyasî ikbâl devşirmek…” şeklinde değerlendirmeleri karşısında ister istemez, bir kere daha gerçekleri gözler önüne serelim dedik…

Gâzi Mustafa Kemal Paşa”nın “19 Mayıs 1919” günü “Millî Mücâdeleyi başlatmak için Samsun’a geldiklerinin 100. Yıldönümü”nde, başta “Komşi Yonan” olmak üzere “Siyonistlerin” güdümündeki bir kısım “Şer Odakları”  ve “Fener Rûm Patrikhânesi/Patrik Bartholomeos” un tekrar harekete geçmesi/geçirilmesi karşısında, yapılanlara “Eyvallah!” dememek ve “Nemelâzımcılık” sergilememek, “Grek Efsânelerine ve Mitolojik Masallarına dayalı Uyduruk Târih yazanları gördüğümüz için bu eser ile bir defa daha “İşte gerçekler” diye haykırmak için karşınızdayız, diyoruz!..

Bunu yaparken de Peygamberimiz Efendimizin “Hubb’ül vatan minel îmân/Vatan sevgisi îmândandır.” şeklindeki müjdesine kavuşmak istiyor ve bunun için de O’nun bir başka emrini baş tacı ediyoruz: “Soyunuzu öğrenin!”  

 

Bu vesile ile de;  “Mahalleden Bölgeye Samsun; C. 1, Samsun 2000”; “Samsun’un Mânevî Mîmarları; Samsun 2008”;  “Samsunlu Şâirler ve Yazarlar Ansiklopedisi;Samsun 2011;  Samsun 2013;  Samsun 2016; Samsun 2018;  Samsun 2019” adlı eserlerimizdeki bilgileri de harmanlamak suretiyle elde ettiğimiz belge ve bilgileri, bu düşünce ve hâlis niyetlerle kaleme alarak Siz Saygıdeğer Okuyucularımıza armağan etmenin hazzını yaşarken, diğer taraftan o günlerin dert ve sıkıntılarının neler olduğunun iyice bilinmesi yanında, bunları aşmak için canla başla mücâdele eden atalarımızın asla unutulmaması ve hayırlarla yâd edilmesi gerektiğini hatırlatmak istediğimizin neticesi olarak ortaya çıktı, diyoruz…

  1. Kemal Atatürk’ün; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir.” ve “Türk çocuğu, atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” sözlerinin ışığında, Cemil Meriç ile N. Yıldırım Gençosmanoğlu üstâdların; “Geçmiş, geleceğin malzemesidir.”,  “Tarih, milletlerin hâfızası olduğuna göre, aklın ve mantığın işlemesinde de büyük rolü vardır. Dünü hatırlamayan bir insan, bugünün mânâsını anlayamaz. Yeni doğmuş bir çocuk nasılsa, öyledir. Hâfızasızlık devam ettikçe, çocukluk da devam eder. Milletler de insanlar gibidir.” diye yaptıkları teşhisi E. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in şu vecîz konuşması (reçetesi)yle noktalıyoruz:  “Kur’ân-ı Kerim, bizi kendisinin dışında iki dünyâya yönlendirir. Bunları okumamızı emreder. Birisi tabiattır, diğeri tarihtir. Tabiat;  Ayetullah, yani (Cenâb-ı Allah’ın) kâinata yerleştirdiği âyetlerdir. Diğeri ise tarihtir ki içinde Sünnetullah vardır. Kur’ân-ı Kerîm’e göre tarih; ibrettir, zikirdir ve âyettir. Tarih; Kur’ân-ı Kerîm’de naklî ilim olarak geçer ama bir açıdan aklî ilim olarak ifade edilir. Kur’ân-ı Kerîm bize, bu iki kaynağı okumamızı emreder.”