SON DAKİKA

GÜZEL GÜNLER ÇOK YAKIN

EĞİTİM, GÜNDEM

                   SEVMEZ BİZİ ŞU “TAHRAN”, “YAVUZ’LARI” HİÇ SEVMEZ!..

Bu haber 17 Ocak 2020 - 9:05 'de eklendi ve 65 views kez görüntülendi.

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI

                        SEVMEZ BİZİ ŞU “TAHRAN”, “YAVUZ’LARI” HİÇ SEVMEZ!..

 

*  “Allahü teâlâ beni seçti, benim için insanlar arasından en iyilerini Eshâb olarak seçti. Eshâbım arasından bana yardımcılar ve akraba ayırdı. Onlara sövene, Allahü teâlâ, melekler ve insanlar lânet etsin.”, “Bunlar; Ebû Bekr ile Ömer’i kötülerler, bunlara söverler. Eshâbıma sövenlere Allahü teâlâ, melekler ve bütün insanlar lânet etsin.”, “Ebû Bekr ile Ömer’i sevmek imândır, bunlara düşmanlık ise küfürdür.” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)

* “Sasanî devletini yıkan İran Fatihi Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) için, Rafızî lider Afetullah Humeyni şöyle demektedir: “Şahın İran’daki zulmü, Ömer’in zulmünü geri bırakacak dereceye varmıştı.”

İran Şiîleriyle aramızdaki mühim ihtilâf akâiddedir. Meselâ Şiîlerin müt’a nikâhı diyerek üç beş günlüğüne avrat kiralayıp zinâ etmeleri, çıplak ayağa mesh ederek abdestsiz namâz kılmaya kalkmaları, komünistlerle Kızılbaşlara fiske vurdurulmayıp Şah taraftarları ile Ehl-i sünnet mensuplarının kurşuna dizdirilmeleri ve hazırlanan Anayasaya göre Ehl-i Sünnet olanların yüksek mevkilere geçirilmemesi gibi fiiller, büyük bir suç sayılmayabilir. Ancak ilk iki halifeyi dalâlette bilip sövmeleri küfürdür. Hanefî mezhebine göre tövbesi de kabul değildir.” (M. Ali Demirbaş-Başlangıcından Bugüne Mezhepsizler; C. 1, s. 258-259)

*  “Mezhebimiz gereğince, bu manevî makamlara ‘Melek-i mukarreb’ ve ‘Nebiyy-i mürsel’ de erişemez.”, “Bizim Allah ile öyle hâllerimiz vardır ki, ne mukarreb melek onlara güç yetirebilir ne de mürsel nebî”.  (A. Humeynî- İslâm Fıkhında Devlet; s. 65-66) (Açıklama: “Değil kendisine, Hz. Ali’ye, hattâ Hz. Ebû Bekir’e (radiyallahü anhüma) mürsel peygamberlerden üstünlük iddiası küfürdür.” M. A. Demirbaş; A.g.e:  s. 261)

*  “Acem yalanı diye bir tabir var ve İran siyaseti ile başbaşa gidiyor. ABD ve İsrail aleyhtarı sloganlar sadece propaganda. Öyle bir dertleri de gayretleri de yok, bugüne kadar sadece Sünnilere vurdular, ellerinden Müslüman kanı damlıyor. Halep altı milyonluk nüfusu ile bölgenin en şirin şehriydi. Şu anda harabe, hâlâ cesetler var enkazların altında. Peki şehri kim kuşatıp bombaladı? İran’dan koşa koşa gelen militanlar. Zerre kadar şüphem yok ki, katil Süleymanî ‘Anne cennette doyuncaya kadar ekmek yiyebilecek miyiz?’ diyen yetimlerin hesabını veriyor şu anda. En tehlikeli yalancılar, dinî kisveye bürünenlerdir. Düşünün, Allahü teâlânın harâm kıldığı bir işi, sırtında cüppesi ve başında sarığı ile yapıyor.” (İrfan Özfatura-Türkiye Gazetesi; 15.01.2020, s. 8)

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Bilindiği üzere; 31 Aralık akşamı, İran’ın âdeta “FETÖ” benzeri bir kuruluşu (PDY/Paralel Devlet Yapılanması) olan “Halkın Mücahidleri/Kudüs Ordusu”nun başındaki  “Kasım Süleymanî” ve “Ebû Mehdi Mühendis”in,   ABD tarafından füze ile vurularak öldürülmesinden sonra bütün gözler bu ülkeye ve oralarda olanlara bir defa daha çevrilmiş ve 40 yıl öncesinden bu yana yaşanan bâzı gelişmeleri hâtırlamamıza vesile olmuştur.

“1979 devrimini gerçekleştiren Humeyni’nin ortaya attığı ‘velayet-i fakih’ düşüncesinin bir sonucu olan ‘dinî lider’ kavramı, İran’da hem dinî yaşantının hem de siyasî liderliğin ‘tek bir bedende toplanması’ anlamına geliyor. Bu makamda olan kişiye ‘Rehber’ deniliyor. İran tarihinde 1979’dan önce hiç görülmemiş bu makama gelen kişinin yetkileri ‘anayasa tarafından da güvence altına alınmış’ durumda.

Rehber, hem yüce dinî bir kişilik, hem de İran’ın siyasetini belirleyen en önemli ve tek otorite. Humeyni’ye göre, Hz. Ali’den itibaren 12 imam, Hz. Peygamber’den (sas) devraldıkları dinî ve dünyevî tüm yönetim hakkına, üstelik ‘günâhsız-masum’ yani yaptıklarından dolayı hesaba çekilmeyecek şekilde sahipken, onların bu görevi 12. İmamdan itibaren velayet-i fakih’e geçmiş durumda.

Humeyni iktidara geldikten sonra bu makamın ilk sahibi oldu. Vefatıyla birlikte ise yerine Hamaney geçti. İran Anayasası’na göre Rehber, anayasayı koruma şûrası hukukçularını ve başkanının tayin ediyor, ordunun başkumandanlığını yapıyor; genelkurmay başkanını, devrim muhafızları ordusu başkumandanını, kuvvet kumandanlarını tayin ediyor, savaş ve seferberlik ilân edebiliyor.

Yani özetle, İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri bir formaliteden ibaret. Kendisini halkın seçmediği, ‘üstelik yönetme gücünü doğrudan Hz. Peygamber ve 12 imamdan alan’ bir kişi var karşımızda.”

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Genç Gazeteci-Yazar “Murat Özer” kardeşimizin “Diriliş Postası Gazetesi”nin 14 Ocak 2020 günlü nüshası sy. 11’de özetlediği bu gelişmeler üzerine bir başka Gazeteci-Yazar (Sn. Sabri Balaman)ın dediklerine de şöylece bir kulak verelim diyoruz:

“…İran, asırlar boyunca genelde Sünni, özelde ise Türk düşmanı hüviyetiyle temerküz etmiş olan bir devlettir. Sünnilere ve Türklere olan bu husumet, bugün de teolojik bir zemin üzerinde kurulmuş olan totaliter molla rejiminin canhıraş gayretiyle son sürat devam etmektedir. Hem de eskiye nazaran çok daha aleni, çok daha kesif ve çok daha sistematik bir şekilde…

‘Mezhepçilik hastalığı’ İran’ın gözünü o kadar döndürmüştür ki, mevcudiyeti boyunca hemen hemen hiçbir gayr-i Müslim devletle savaşmayıp, müteaddit defalar dindaşı olan Osmanlı’ya karşı savaşma garabetinde bulunmuştur. Osmanlı’nın Avrupa’da yaptığı her savaşı fırsat olarak bilip, devamlı surette Osmanlı’ya arkadan hançeri saplamıştır. Günümüzde ise, bu durum İran’ın hem ulusal hem de uluslar arası arenada Türkiye karşıtı siyasetiyle tek taraflı bir düşmanlık olarak devam etmektedir. (…)

Sizler, Şiî çocuklarınıza ne bıraktınız? İhanetin doktorasını, Sünnilere karşı kin ve nefreti bıraktınız. Kim Hüseyin’e ihanet etti ve Kerbelâ’da yalnız bıraktı? Al Muhtar al-Sakafi:  Şiî. 

Abbasi halifesi Râdî Billah’a kim ihanet etti? Buvehyun: Şiî. Irak’ı Tatarlara satan kim? İbn al-Alkami: Şiî.  Kim Hülagü’nün pis işlerini örtbas ederdi? Nasır al-Tosi: Şiî. Kimler Tatarlara Şam işgalinde yardım etti: Şiiler. Kimler Müslümanlara karşı Fransızlara yardım etti: Fatimiyyun Şiileri.

Selçuklu Sultanı’na kim ihanet etti; Kudüs’ü işgalde Haçlılara kim yardım etti? Ahmet bin Ata’a: Şiî. Kim Selâhaddîn Eyyubi’nin ölümünü organize etti? Kenz al-Devle: Şiî.

Hülagü’yü Şam’da kim ağırladı? Kemalettin bin Bedir al-Tiflis: Şiî.

Suriye’de kanlı rejimle kim birlik oldu ve Rusya’ya destek verdi? Hamaney: Şiî.

Ve görülüyor ki, İslâm’ın ayrık otu olarak Şiîlerin kalemleri, kılıçları ve dilleri hep Sünnî Müslümanlara karşı olmuştur. Ve her ne kadar kâfirlere karşıyız diyen, Şiîler olsa da tarih sizleri asla af etmez, kalbleriniz aynı duyguyu taşıdığı sürece sizler, İslâm dünyasında aklanmazsınız.” (Yeni Akit Gazetesi-14.01.2020, s. 4)

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Biz de bu kıymetli Araştırmacı-Yazar kardeşlerimize yerden göğe kadar hak veriyor ve de mısra-mısra hâlinde dillendirmeye çalıştığımız hislerimizi Siz Saygıdeğer Okuyucularımızla da paylaşalım istiyoruz. Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

= = = * = = =

Sevmez bizi şu “Tahran”, “Yavuz’ları” hiç sevmez;

Varsa-Yoksa “Hatayî”(*), “Humeynî” ve “Hamaney”;

“Ömer(**), “Ayşe(***)” düşmanı, “Abdurrahman(****)” hiç demez;

“Haşdi Şabî-Süleyman’”, “Esad’gil”e daim rey;

“Ehl-i Sünnet: Hak Mezheb”, yanına bir gün gelmez!..

 

Sevmez bizi şu “Tahran”, hep “Osmanlı Düşmanı”;

“Mütâ”yı “helâl” sayar, “şüphe”lidir “îmânı”;

“Irak”, “Lübnan”, “Yemen”de; “Suriye”de bir “canî”…

  “Haşdi Şabî-Süleyman’”, “Esad’gil”e daim rey;

“Osmanlı Avrupa”da, “İran” olmuştur “mani!..”

 

Sevmez bizi şu “Tahran”, “Papalık”la kol-kola;

“Emevî Endülüs”te, devam eylerken yola;

“Hülagü” Şam’a girdi, “Tosi”yle verdi mola!..

“Haşdi Şabî-Süleyman’”, “Esad’gil”e daim rey;

“Selçuklu”ya ihanet: Ahmet bin Ata’”yla molla!..

 

Sevmez bizi şu “Tahran”, “Kerbelâ”dan “suçlu” der;

“Al Muhtar al-Sakafgî”, olmuş “Şiâ”ya rehber;

“Halife Râdî Billah”a, “Şiî” ihanet eyler!..

“Haşdi Şabî-Süleyman’”, “Esad’gil”e daim rey;

“Tosi”ler, “Buvehyun”lar; kimdir uyanın beyler!..

 

Sevmez bizi şu “Tahran”, “Alkamî-Devle” kadar;

“Siyon”a atar-tutar, gözünde hasım “Katar”;

“Trump”a sallar-durur, “Coni”yi görmez radar!..

“Haşdi Şabî-Süleyman’”, “Esad’gil”e daim rey;

Bu kafayla çok sürmez, “Molla Rejimi” batar!..

 

Sevmez bizi şu “Tahran”, “Yavuz’ları” hiç sevmez;

Varsa-Yoksa “Hatayî”(*), “Humeynî” ve “Hamaney”;

“Ömer(**), “Ayşe(***)” düşmanı, “Abdurrahman(****)” hiç demez;

“Haşdi Şabî-Süleyman’”, “Esad’gil”e daim rey;

“Ehl-i Sünnet: Hak Mezheb”, yanına bir gün gelmez!..

 

KAYIKÇ’Ali yaz-söyle, “Kemalettin bin Bedir…

…al Tiflis”i hâtırlat, şimdi “Hülagü” nedir?

“Kardeşlik dinde” vardır, tam 1000 dört yüz senedir!..

“Şiâ” bir ırkçılıktır, “3 H”: Sarhoş eden mey;

Davul çalıp duyurun, tekrarlasın bunu ney!..”

——————————————————

(*): Hatayî: Şâh İsmail’in mahlası.

(**): Ömer: Hz. Ömer (r. anh)

(***): Ayşe: Hz. Aişe (r. anha) validemiz.

(****): Abdurrahman: Hz. Ömer zamanında İran’ı fetheden

İslâm Ordusu  Komutanı Abdurrahman bin Afv (r. anh) Hazretleri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.