BENCİL SURETLER ‘’İnsan Ruhunun Bir Parçası, Hayvan Sevgisini Tadana Kadar Uyanmaz.’’
Edebiyatçı/Yazar/YaşamKoçu
HayvanSever (E.Begüm Yıkılmaz)
Bir yerlerden acı bir ağlayış, yine bir haykırış yine bir yalvarış sesi geliyor; bu insan veyahut hayvan fark etmez, geliyor işte içimi delen o matem havası! Yardım çığlığı mı dersiniz yoksa uğradığı zulmü mecburi kabulleniş mi bunu ayırmak çok zor. Sahi siz nasıl rahat uyuyorsunuz yataklarınızda halen? Duymazdan veya görmezden gelme, hatta belki de o zulme ortak olma bencilliğini suretinize nasıl yakıştırıyorsunuz!
‘’Kırlangıç Çığlığı’’ kitabının kapağındaki, ‘’Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki Cehennem?’’ cümlesi, içinde yaşadığımız dünyanın en iyi özeti sanırım. Vicdanını nadasa bırakmış, kalbi yosun tutmuş öyle bencil suretler var ki; onlara kızmak ve acımak arasındaki o ince çizgide gidip geliyor, ikisinden de bol miktarda kattığım bir kokteyl hazırlıyorum adeta kendi benliğimde. Onlara sunmak için!
Bir hayvanı; bir köpeği bir kediyi sevmek... Ne güneş ne sıcak demli bir çay ne de battaniye ısıtır insan ruhunu bu kadar doygunlukla. Onların o teşekkür eden, içerisinde bin anlam saklı masum bakışlarını ve sallanan kuyruklarını, bazen de korku dolu ürkek gözlerini görmek ve şefkat ile sarmalamak varken; itip kakmayı, hor görmeyi, aç susuz bırakmayı, dünya yalnızca insanlara ait sanma yanılgısına düşme bencilliğini ve kötülüğünü seçen, ‘’Bencil Suretler.’’

Aç kalan, eziyet gören, sokakların bile çok görüldüğü, kimi zaman sahiplenilip eve alınıp bir anlık mutluluk sunulup sonra da sanki bir oyuncakmışçasına sokağa atılanlar. Nuh’un Gemisi’nde yaşatmak için her zorluğa girilmişken, günümüzde katledilenler. Sevgi ile yaklaşmayı, merhamet ile bakmayı denesen en azından bir hayata dokunmuş olacağın Allah’ın bu sessiz kullarına sen, eziyeti seçiyorsan, benim gözümde senin aldığın oksijen bile evrene haksızlıktır.
İnsan empati yapabilse, ah bir anlayabilse vicdanın en iyi pusula olduğunu! Gözünü kapatmasa acı çeken canların hallerine, kulağını tıkamasa yardım çığlıklarına, el uzatsa açılmış yaralara. Olmazdı belki dünya, cehennemin ön sözü. Ama hayır kolay olanı yani nefreti, duyarsızlığı ve ötekileştirmeyi seçtiler. Çünkü bencil suretlerin, içi boş kalbi boş vicdanı boş bencil suretlerin izahı bu idi!
Acı içinde ölen bedenler var. İnsanlar, hayvanlar…Katliamlar, savaşlar, canilik dolu kıyımlar.
Siz bunları okumaktan bile kendinizi men etmek isterken, bunların çok daha fazlasının yaşandığı yerler, hayatlar, sokaklar var. Bir kez sevmeyi deneseniz belki ruhunuzda gökkuşağına meyil olacak olan. Ama kiri, nefreti, atan ama hissetmeyen kararmış bir kalbi tercih ediyorsunuz siz. Bense ülkemdeki köpeklere ve kedilere tecavüzün, işkencenin para cezası ile geçiştirilmediği, gerçek hapis cezaları aldığı o günler için özlem duyuyorum tüm benliğimle. Eminim diyenler, düşünenler olacaktır. Sokaktaki ve ormandaki hayvanları beslediğim zamanlarda gelen harika tepkilerin yanında, bu tarz tepkiler de çıkabiliyordu çünkü arada. Alışkınım yani kimseye hayrı olmayan, eleştiri ile beslenen kan grubu türlerine.
‘’İnsan hayatı bu ülkede çok mu değerli ki hayvana değer verilsin?’’ tarzında söylemler. Ben de tam bundan bahsediyorum işte! Psikologların yaptığı araştırmalarda da görüldüğü üzere bu savunmasız, konuşarak kendini izah edemeyen masum hayvanlara işkence eden psikopatlar, sonradan insanlara da etmeye başlıyor. Aciz ve kötü insanlar fiziksel güçlerini, kendinden çok daha zayıf ve savunmasız başka canlılara uygularlar. Kadın cinayetleri de, çocuk gelinler de, bir bebeğe, kadına veyahut yaşlı bir kimseye yapılan zulüm de, hayvanlara yapılan eziyetler de benim gözümde çağın ve insanlığın en büyük kara lekesidir. Daha büyük bir sorun olamaz. Sorun elbette çoktur, saymakla bitmez; ama vicdan yozlaşması benim gözümde en büyük en tehlikeli en onarılması zor sorundur. Vicdan yoksunları, hayvanları seçerler kendilerine hedef olarak önce. Ve yaptıkları suç, gerekli cezayı almadıkça veya çocukluktan itibaren doğru yol gösterilmedikçe de asla durmayacaklardır.
Hukuk kavramı ve de yasalar var iken bu dünyada, sürekli isimleri zikredilirken; adaletin ağır aksak ilerlemesi hatta bazen de derin uykuya dalması, ne büyük ironi değil mi?
Doğanın ve hayvanların ne kadar kıymetli olduğu fark edildiğinde dilerim geç kalınmış olunmaz! Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde mi anlayacak yoksa beyaz adam bunu?
Son zamanlarda bazı sosyal medya sitelerinde ‘’Duyarlılık kasma ya!’’ tarzında tuhaf bir jargona denk geliyorum. Bense tam tersi diyorum ki, duyarsızlaş-ma! Duyarsızlık, insanı mekanikleştirir, ruhunu vicdanını köreltir. Yaptığın iyilikler senin hayat sigortan olabilir, bir dur ve daha dikkatli bak belki de bunu gözden kaçırmışsındır.
Duyarsız olmak, zordaki hayvana insana sırt dönmek bencil suretlere çok yakışıyor; özel terziler tarafından üzerlerine dikilmiş bu kıyafetleri nasıl da iyi taşıyorlar. Ama o giysiler, iyi insanlarda emanet gibi duruyor. Sadece birileri görsün duysun diye göstermelik yapılan iyilikler değil kastettiğim; içten gelerek yapılan, karşıdakinin yarasına merhem olsun diye uzatılan eller işte o gereken eller.
Yardım etmek için, iyiliği yaymak ve destek sağlamak amacıyla kimi zaman sosyal platformlar da kullanılabiliyor; çünkü insan tek başına yetersiz kalabilir bazen. Hem sosyal medyada gereksiz onca unsur varken hayatımıza sızan, en azından böyle yardım çağrıları silmiş oluyor ruhlardaki kara zehri.
Ne kadar acıyorum hayvanlardaki o masum, çıkarsız sevgiyi keşfedemeyene. Havlayan her köpeği tehlikeli sanıp, hemen şikâyet edene. Köpeğin de bir şey anlatmak için, kendi doğası gereği havlama dürtüsünü kullanabileceğini düşünemeyenlere. Bu ihtimalin de olabileceğini. Aç olabileceğini, o kedinin o köpeğin sokakta bir köşede büzüşmüş yatanın aç üşümüş olabileceğini, donmak veya ölmek üzere olabileceğini.
Sen onun üzerindeki tozu görüyorsun, bense gözlerindeki çaresizliği ve yaşama tutunma isteğini. Sen bu hayvan yine neden havlıyor neden miyavlıyor diye veryansın edip öfke kusuyorsun, bense acaba aç mı hasta mı ondan mıdır diye çareler düşünüyorum durmadan. Bu ben, sadece ben tabi ki değil. Ben gibi yüzlerce, binlerce insan. Hayvanı seven, sessize ses olmayı seven, vicdanını seven herkes aslında.
Sen düşmüşsün paradoks bir dehlize. Hem iyi anneyim deyip hem de gördüğün her hayvana her çiçeğe, ağaca börtü böceğe mutsuz, nefret dolu gözlükler ile bakıyorsun. Anne sevgidir, şefkattir her şeyden önce. Bunu ne zaman unuttun sen asıl? Çocuğuna da vicdanı öğretirsen iyisindir sen iyi annesindir; itmeyi kakmayı ötekileştirmeyi, dalga geçmeyi, eziyet etmeyi değil! Köpek yavrusuna bilerek araba ile çarpan ve bunu da sayfasında umursamaz bir kabul mesajı ile paylaşan bir kadının facebookprofiline girip baktığımda en fazla gördüğüm şey, çocuğu ile paylaştığı ve iyi anne olduğunu sandığı onlarca resimdi. Çok üzülmüştüm o çocuk için. Böyle bir anne tarafından büyütüleceği için. Bir anne bir baba çocuğuna çok şey verebilir, vermelidir de; ama en başta ‘’Nasıl vicdanlı olunur?’’u öğretmek ve rol model olabilmek düsturu gelir.
Bazı haber programları, sokaktaki köpekleri yalan yanlış kaynaklarla vahşilermişçesine lanse etmek yerine, neden havladıklarını neden açlık ve hastalık içindeki bir kadere atıldıklarını araştırsalar; tüm öğretmenler okullarda nasıl duyarlı bir insan olunacağını da öğretseler belki de bu kadar kararmazdı bu dünya. Hepimize çok fazla görev düşüyor aslında, bugünün vicdanlı ve duyarlı çocukları yarının geleceği demektir. İyi bir gelecek!
Bencil suretler o saf sevgiyi hiç tadamadan, ruha iyi gelen o musikiyi keşfedemeden ölüp gidecekler. Kimi insanlar devam etsinler çakralarını toplumsal sorunlara, ülkemizdeki gerçeklere açmak yerine boş programları izlemeye, vaktini sadece bunlarla harcamaya. Ben mi ne yapacağım ya da bizler? Duyarlı olmaktan vazgeçmeyeceğiz. İstesek de geçemeyiz ki. Bazen çok çaresiz hissetsek de, yetemesek de ve dünyada çok acı da olsa da, bu her geçen gün sanki bir parça daha artsa da, en azından vicdanını pusulası görmeye devam edenler hep var olacaklar.
Çok sevdiğim bir hikâye geldi tam da şu anda aklıma:
Şarkı bestelemek için okyanus sahillerine giden bir müzisyen, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını alıp, okyanusa geri atan genç bir adam olduğunu fark eder. Merakla genç adama yaklaşır ve sorar:
‘’Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?’’
Genç adam içtenlikle cevaplar:
‘’Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler.’’
Müzisyen, bu genç adamın yaptığı işe pek de anlam veremez. Ve dayanamaz sorar:
‘’Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki birkaçını kurtarman?’’
Genç adam eğilir ve yerden bir denizyıldızı daha alıp okyanusa atarken usulca fısıldar:
‘’Onun için fark etti ama.’’
Kimsenin gücü tüm kötülükleri yok etmeye, zordaki her hayvana her insana merhem olmaya yetmez. Ama tek bir hayata bile dokunmak, o can için çok şey değiştirebilir. Hepimiz aynı güneşin altındayız, aynı yağmur ıslatıyor bizi. Aynı toprağa basıyoruz, aynı havayı soluyoruz. Kimimiz yardım çığlıklarına kulağını ısrarla tıkarken, kimimiz ‘’Ben de varım korkma!’’ diyoruz.
Kötülerden zaten öyle çok var ki, senin farkın bari iyilik olsun arkadaş.
(E.Begüm Yıkılmaz)










