“ERZURUMLU HOCA”, TAM “ÜÇ GÜN” YAZDI!.. « Samsun Haber | Samsun Son Dakika Haberler

SON DAKİKA

“ERZURUMLU HOCA”, TAM “ÜÇ GÜN” YAZDI!..

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI      

 

                                   “ERZURUMLU HOCA”, TAM “ÜÇ GÜN” YAZDI!..

                        (“C. Allah’ın Düşmanları”nı sevenlere taşlama, “mısra-mısra” haşlama/2)

 

*  “Nâzım Hikmet’in Marksist olmadan önce yazdığı ‘Mevlânâ, Ağa Camii’ gibi şiirleri kıymetlidir.”, “Nâzım Hikmet, M. Kemal Paşaya çok muhalifti. Bu yüzden uzun yıllar boyunca zindanlarda çürümüştür.”, “Nâzım Hikmet, Ateist, Marksist ve Leninist’ti.”, “Onu ‘Dönmeler’ şişirip putlaştırdı.”, “Nâzım bir değer olsa bile ‘negatif’ bir değerdir.”, “Nâzım Hikmet’i ‘Tevfik Fikret’e benzetebiliriz. Tevfik Fikret de başlangıçta dindardı, genç iken bir naat yarışmasında birinci olmuştu. Nâzım’ın ‘Mevlânâ’ şiirini yazması gibi.” (M. Şevket Eygi-Millî Gazete; 29.12.2018, s. 3)

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Bilindiği üzere; 3 Kasım 2019 Pazar günü gerçekleşen “Saadet Partisi Kongresi”nde, “Genel Başkan Sn. Temel Karamollaoğlu” konuşması sırasında “Nâzım Hikmet”ten bir şiire de yer vermiş, bu husus da milliyetçi-mâneviyatçı pek çok siyasî şahsiyet gibi bizi ziyâdesiyle rahatsız etmiş ve akabinde de bize, …14..Kasım 2019 günü bu sütunlarda neşredilen “Ne Büyük Bir ‘Gâvur’muş, Paylaş-Paylaş Bitmiyor!..” başlığı altındaki makâleyi  yazdırmıştı.

“19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi E. Öğretim Görevlisi Şâir ve Yazar M. Hâlistin Kukul” Hocamız, benzer hassasiyetleri taşıyan,  aynı üniversitenin “Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Sn. Prof. Dr. Kenan Erzurumlu”nun bu konuda yayınlanmış yazılarını haber vermesiyle bunlara ulaştık.

Sn. Erzurumlu,  “Samsunetikhaber” adlı İnternet/Genelağ Sitesinde; 8, 10 ve 15 Ekim günlerinde yayınlanan yazılarında, “Şu Bizimkilerin Nazım Hayranlığı” başlığı altında, bâzen hayret ve üzüntülerini bildirmiş, bâzen de haklı olarak tenkîdlerini yapmıştır.

Başta “Yağmur Tunalı” ve “Namık Kemal Zeybek”in, sonra da “Alpaslan Türkeş-Ozan Ârif” sözlerine yer veren “Erzurumlu Hocamız”;  Tunalı’nın, “Nâzım Hikmet’i Türkiye’de iz bırakan 3-5 aydın sanatkârdan biri olarak sunması” karşısında gerekli açıklamaları yaptıktan sonra, “Konuyu sosyal medyada tartışırken, çok sevdiğim ve kültürel konulardaki çalışmalarını takdir ettiğim Namık Kemal Zeybek de dâhil oldu ve Kültür Bakanlığı döneminden Nâzım Hikmet hakkındaki bir konuşmasını tekraren yayınladı. Sayın Zeybek, o konuşmasında diyordu ki: Nazım’a, ‘komünisttir, vatan hainidir diyenler yanlıştır. Nazım büyük bir şairdir, Türkçeyi en iyi kullanan şairlerden biridir.’ Arkasından Nazım’ın 13-14 yaşındaki şiirlerinden örnekler vererek Türkçü olduğunu belirtiyordu.” demekte ve sonrasında da, “Nâzım gibi biri için, dostlarımın kalbini kırmak istemem…” diyerek sözünü şu cümlelerle tamamlamakta idi: “Ama Sayın Zeybek ve Tunalı…  Şunu biliniz…  Sizin kültürel konulardaki çalışmalarınızı ilgi ve zevkle okurum… Ama… Nâzım konusundaki ifadeleriniz gönlümü kanatıyor. Ne sizin ne başka bir kişinin siyasi konumları nedeniyle söylemek-savunmak durumunda kaldıkları görüşlere inanmak-kabul etmek zorunda değilim… Onlar siyaseten söylenmiş sözlerdir. Uzun lâfın kısası: Nâzım’ın ideolojik yapısında hiçbir millîlik ve dahası tutarlılık yoktur. Tıpkı özel ve aile hayatında olmadığı gibi…”

“Türkeş Bey’in, Nâzım’dan şiir okuması” hakkında da, “Rahmetli Ozan Arif’in sağlığında kendisine bu konuyu sormuştum. ‘Başbuğ, Nazım’ın şiirini niye okudu?’ diye.. Rahmetli: ‘Aynı soruyu Başbuğuma ben de sordum, Hocam. Bana, (Oğlum, bilmez misin? Yılan panzehiri yılan zehrinden yapılır.) dedi” diyen “Erzurumlu Hoca” devamında ise “Nâzım Hikmet”in hayât hikâyesi/özgeçmişine yer vermektedir:

“Nâzım’ın hayât hikâyesi 20 Kasım 1901’de Selânik’te başlar. Baba tarafından dedesi Nâzım Paşa’dır. Babası Hikmet Bey ise Mekteb-i Sultani (sonradan Galatasaray Lisesi) mezunu, bir memurdu. 

Anne tarafından iki dedesi Alman ve Polonyalı idi. Çocukluk çağında iken milli duygulara sahiptir. 1917’de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi’ni 1919’da bitirmiş ve fakat geçirdiği akciğer hastalığı sebebiyle çürüğe ayrılmış. 

Ocak 1921’de, Vâlâ Nureddin’le birlikte Anadolu’ya geçmiştir. 

İstiklal Savaşımızın hiçbir yerinde yoktur. Hatta memleketin-milletin var olma-yok olma mücâdelesi verdiği Sakarya Savaşı’nda bile yoktur. “Sakarya’daki Adam”la uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Cumhuriyet döneminde toplam 3 kez Sovyetler Birliği’ne gitti. Komünizmi benimsedi. Türkiye’ye döndükten sonra illegal faaliyetlerine devam etti. 

1938’de,  “askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik” suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. Aynı yıl, “askeri isyana teşvik” suçundan, 20 yıl ağır hapis cezası aldı. İki cezası birleştirilerek toplam 28 yıl 4 ayla cezalandırıldı. 

1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti’nin çıkardığı af yasası ile salıverildi. 

17 Haziran 1951 sabahı, askerlik işini düzeltmek amacıyla Ankara’ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan Nâzım Hikmet ortadan kayboldu. Üç gün sonra Romanya’ya kaçtığı, Bükreş Radyosu’ndan öğrenildi. Oradan Moskova’ya geçti. Moskova’ya ayak bastığında, Tass Ajansı’na şöyle demişti:

“O kadar bahtiyarım ki! Bütün hayatımı, aşkımı, idealimi… bu muazzam şehre borçluyum. Ben, Sovyetler Birliği’nin çocuğuyum. 24 yıl sonra, bu büyük şehre gelirken,  tekrar kendi vatanıma dönmüş oluyorum.”,

“ Stalin, benim için çok önemlidir. Gözlerimin ışığıdır. Fikirlerimin kaynağıdır. Beni Stalin yarattı. Moskova’da, Onun büyük ismini taşıyan üniversitede okudum. Her şeyimi O’na borçluyum. O, yalnız bütün dünyanın en büyük adamı değil, şahsen, bana da aydınlık veren en büyük kaynaktır!”  

Bu gelişmeler üzerine Nâzım Hikmet Ran, 25 Temmuz 1951’de, Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Ülkesinden toprak ve hâkimiyetinden taviz isteyen (bunlar savaş sebebidir),  bir devlete kaçarak sığınan; bahsedilen istekleri ileri süren devlet başkanına “Beni Stalin yarattı.” diye hitap eden kişi VATAN HAİNİ DEĞİL DE NEDİR? 

Günümüzde, Yunanistan veya Suriye ile savaşın eşiğine gelsek, birileri gidip Yunanistan veya Suriye’ye sığınıp, ülkemiz ve devletimiz aleyhinde propaganda yapsalar; onlara “hain” değil de ne dersiniz? Birisi PKK’ya sığınıp ülkemiz devletimizi yıkmaya çalışsa O’na ne dersiniz? 

Bu sorularıma cevap vicdanınızdan ve bilhassa Sayın Zeybek ve Tunalı’dan istiyorum. 

Her ikisine de sevgi ve saygı duymama rağmen, Nazımperestliklerini içime sindiremiyorum. 

Nâzım, bir “vatan hainidir.” Yaptıkları, “hata” değildir. Bilerek yapmıştır. Nedamet göstermemiştir. Özür dilememiştir. Nâzım’ın şiiri, ideolojiktir. Tüm şiirlerinde Marksist-komünist ideolojinin propagandası önde gelir. 

Bu ideolojik yapı da millilik vasfı asla bulunmadığı gibi, Moskova ve politbüronun direktifleri ön plâna çıkar. 

O kadar ki şiir ve söylemlerinde tutarlılığın yerini, Sovyetler Birliğinin propaganda stratejisi alır. Bu uygulamaları Nâzım’ı ilkesiz- şişirilmiş balon hâline getirir. 

Uzun lâfın kısası: Nâzım’ın ideolojik yapısında hiçbir millilik ve dahası tutarlılık yoktur. Tıpkı özel ve aile hayatında olmadığı gibi…

Nâzım’ın Türk ülkelerinde gördüğü ilginin sebebi Türkiye’den gelen şâir olarak sunulmasına bağlıdır.

Nâzım’ın, Türkçe’ye hâkimiyeti ve kullanması konusu ayrı bir abartmadır. 

Çok açık olarak söylüyorum.. 

Nâzım, serbest şiir türünde Ârif Nihat Asya’nın veya M. Hâlistin Kukul’un eline su dökemez. 

Destanlar konusunda, Niyazi Yıldırım ve Basri Gocul’un meclislerinde çay servisi bile yaptırılamaz. 

Hece vezni söz konusu olduğunda Yûnus Emre ve Pir Sultan’ın talebesi bile olamaz. 

Nesir söz konusu olduğunda ise… Bin yıl yaşasa dahi,  bir “Devlet Ana”yı yazma potansiyeli yoktur. “Gün Olur Asra Bedel”, “Gülsarı”…  Nâzım’ın asla ulaşamayacağı dil, duygu ve ufuklardır. 

Yağmur Tunalı Bey, mesajları ile açıklama yaptı, aynen naklediyorum:  

‘Aziz Doktor, Etik Haberdeki yazınızı okudum. Orada yuh ve alkışa dayalı bir kutuplaşmanın arızalarından bahsettim. Esas konu bu idi. İmamoğlu’nun iki kişinin kabrini ziyaretini fırsat bilerek bu konuyu açtım. 

‘Kavga Günleri‘nde Nâzım ve diğerleri için bir başlık açtım. Sanırım fikrim orada daha net anlaşılır. Yine de bu adamı kabul  etmek mecburiyetinde değiliz. Ne yaptığını anlayalım ve karar verelim dedim. Sonunda Türkçesi dolayısıyla onu yaşayacakların yine milliyetçiler olacağı tahminini söyledim. 

Bugüne kadar bu değerlendirme dışında Nazım hakkında hiçbir olumlu fikir söylemedim. Hiçbir şiirini paylaşmadım, örnek vermedim.’

Namık Kemal Zeybek ise önce yazılı (mesajla) açıklama yaptı. ‘Nâzım ne sütten çıkmış ak kaşıktır, ne de şeytan. Türkçenin iyi bir ozanıdır. SSCB yıllarında da orada Türklük bilincine katkıları olmuştur. Hepsi bu. 

Ne Nâzım hayranıyım ne de bu günkü düşmanlığı anlamlı buluyorum. Sizin benden ayrı düşünmenizi de doğal buluyorum.’

                              

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Bu uzun izahlardan ve cevabî açıklamalardan sonra gelelim bizim “mısra-mısra” hâlindeki “Taşlama”mıza diyoruz ve Sizleri bu şiirimiz ile başbaşa bırakıyoruz. Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

= = = * = = =

“Erzurumlu Hoca”, tam “üç gün” yazdı;

“Nâzım’ın sırrı”nı, böylece çözdü;

Bâzı “Şaşkınlara”, haklıydı-kızdı!..

“Komünist-Ahlâksız”, “Adi Adam”mış;

“Bizden Olanlara”, dostça ikazdı!..

 

“Erzurumlu Hoca”, “az” bile dedi;

“Ajanlıklar” yaptı, “Rubleler” yedi;

“Dîne-diyanete”, neler söyledi!..

“Komünist-Ahlâksız”, “Adi Adam”mış;

“Türk Milleti” onu, hep lânetledi!..

 

“Erzurumlu Hoca”, “Ülkücü Teşhis”;

“Kâfirin inancı: Üçlü bir Teslis”;

“Leninist”in ise, tam bir “Ateist!..”

“Komünist-Ahlâksız”, “Adi Adam”mış;

“Moskof’un Uşağı”, “Sapık-Nihilist!..”

 

“Başbuğ Türkeş” dedi: “Zehir-panzehir”;

“Panzehir” arayan, “Samsun”a gelir:

“Büyük Cihad” var ki, “çağlayan nehir!..”

Bir “Bağışlayıcı”, “Ülkü Adam”mış;

Yanında “Kemalî”, tam bir “inanmış!..”

 

KAYIKÇ’Ali der ki, “Şehirler vardır…

…Şehirlerde kanal-nehirler vardır…

…Diplerinde pislik-ne kirler vardır!..

…İşte Nâzım da o, ‘Adi Adam’mış…

…Adam’lıktan öte, tam bir Cüdâm’mış!..

——————————————–

Açıklamalar: Nihilist: Bütün gerçekleri ve değerleri inkâr eden kişi. Cüdâm: Ayrı düşmüş.