SON DAKİKA

  “DANSÖZ”LERİ GEÇTİN, EY “KIVRAK DEDE!..”

Bu haber 11 Ağustos 2020 - 9:37 'de eklendi ve 24 views kez görüntülendi.

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI

            “DANSÖZ”LERİ GEÇTİN, EY “KIVRAK DEDE!..”

                                          

 

*   “Ey îmân edenler; Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğruya iletmez.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mâide Sûresi, âyet: 51)

*    “Ey îmân edenler! Eğer kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, sizi îmânınızdan çevirirler, kâfir ederler!.”  (K. Kerîm; Âl-i İmrân Sûresi, âyet 100)

*   “Ey îmân edenler!  Sizden olmayanları dost edinmeyin! Sizi şaşırtmakta kusur etmezler, işlerinizin sarpa sarmasını arzu ederler. Görmüyor musunuz buğzları ağızlarından taşmakta. Sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür. İşte size âyetleri açıkça bildirdik, eğer akl ederseniz.”               (K. Kerîm;  Âl-i İmrân Sûresi, âyet 118)

*   “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahûdîler ve ne de Hıristiyanlar, asla senden râzı olmazlar.”  (K. Kerîm; Bakara Sûresi, âyet: 120’den)

*   “Zulmedenlere meyletmeyin (yakınlık göstermeyin) ki, size ateş dokunur ve Allah’tan başka dostlarınız da yoktur, sonra kurtulamazsınız”  (K. Kerîm; Hûd Sûresi, âyet 113)

*   “Onlara, ‘Kâfirlere inanmayınız!’ dediğim hâlde, onlar kâfirlerin sözleri ile hareket ediyorlar. Şeytân onları aldatıyor.” (K. Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 59)

*   “O, dünyaya meyletti ve nefsinin hevâsına uydu. Onun ibret verici hâli, üstüne varsan da, kendi hâline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzer.” (K. Kerîm; Â’raf Sûresi, âyet 176)

*   “Ey îmân edenler!.. Allah’tan korkun ve doğru söyleyin (yalancılık etmeyin)!..” (K. Kerîm; Ahzâb Sûresi, âyet 71’den)

*  “Şüphe yok ki münâfıklar, Cehennem’in en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.” (K. Kerîm; Nisâ Sûresi, âyet 145)

*  “Ey münâfıklar! Allahü teâlâ sizi kendi hâlinize bırakmaz. Hâlis mü’minleri münâfıklardan ayırır.” (K. Kerîm; Âl-i İmrân Sûresi, âyet 179)

* “El vahdetü rahmetün ve’l-fırkatü azabün (Birlikte râhmet, ayrılıkta azâb vardır.)”, “Zâlime yardım eden, ondan zarar görür.”, “Bir zâlime yardım edene Allahü teâlâ o zâlimi musallat eder.”, “Dört şey münâfıklık alâmetidir: 1-Emânet olunana hıyânet etmek, 2- Yalan söylemek, 3- Vaadini bozmak ve ahdine vefâ göstermemek (verdiği sözde durmamak) ve,  4- Mahkemede doğruyu söylememek.”, “Münâfık, iki sürü arasında bulunan bir koyun gibidir ki, o bir defa bu sürüye, diğer defa ömür süreye katılır.”, “İbâdetlerin efdali, Müslümanları Müslüman oldukları için sevmek, kâfirleri, kâfir oldukları için sevmemektir.”  (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi vesellem”)

*   “Küçük günâha devam eden büyük günâha, büyük günâha devam, küfüre (îmânsızlığa, inançsızlığa) götürür.” (Îmâm-ı Rabbânî “k. sirruh”)

*   “Hiçbir kimse yoktur ki, dostu ve düşmanı olmasın. Mademki böyledir, o hâlde Allahü teâlâya ibâdet edenlerle beraber bulun, onları sev!” (İmâm-ı Şâfiî “rahmetullahî aleyh”)

*  “Münâfık: İnanmadığı hâlde, Müslümanları aldatmak için, Müslüman görünen, İslâmiyet’ten bahsedip de onunla amel etmeyen, ona uymayan, ikiyüzlü kimsedir. Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde zikri geçen ve kötülenen münâfıklar, cenâb-ı Allah’ın düşmanları olarak tanıtılmış ve âhirette onlara şiddetli azab ve Cehennem vaadedilmiştir. “ (Sözlük)

*  “Cehennem’in yedinci tabakası, en dibi, en şiddetli tabakası olup adı (Hâviye)dir. Burada münâfıklar, mürtedler yanacak.” (Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye) 

*  “Mayıs-Haziran 2013’teki Gezi Olayları’nda, başta Taksim Gezi Parkı olmak üzere ülkenin birçok noktasında gerçekleştirilen isyanda: 280 işyeri, özel konut, kamu binaları, 214 özel araç, 99 belediye otobüsü, 240 polis aracı, 1 polis merkezi, 11 AK Parti hizmet binası, 68 mobese kamerası, 337 işyeri, 214 özel araç, 45 ambulans kullanılamaz hâle gelmiş, 78 ilde 746 vukuatın gerçekleşmesi sürecinde 1’i polis olmak üzere birçok kişi de ölmüş, onlarcası da yaralanmıştır.” (Yeni Akit Gazetesi-14.03.2020, s. 9)

*  “CHP’yi anlatmak sâdece yakın geçmişi ve sâdece CHP’yi anlatmak değil; kendi dînine, imânına, irfânını, târihine, kültürüne, medeniyetine düşman yarım aydınlar yetiştiren sistemi, Türkiye’yi geri bırakan atmosferi, işbirlikçi ve üçkâğıtçı üreten yapıyı da anlatmaktır. Önemlidir, çünkü bu yapı anlaşılmadan bugün başımıza gelenler anlaşılamaz.” (Yavuz Bahadıroğlu-Yeni Akit Gazetesi; 18.05.2020, s. 7)

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Yıllar önce “Köşe” yazdığımız “Denge Gazetesi”nin 9 Kasım 2016 günlü nüshası 14’ncü sayfasında kendisinden bahsettiğimiz “bir kimse” vardı. Bugünlerde, yakalandığı “kanser” hastalığı sebebiyle “sekerat-ı mevt” hâlinde bulunduğu için yine gündemimize alalım dedik:

Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluşu”ndan yaklaşık 6 ay sonra dünyâya gelmiş, mahalleden de “komşu”muz olan bir “Dede” var. Bu dedemizin “adını” da “Gâzî M. Kemal Paşa” verdiği için, hayâtı boyunca hep bir “tafra, bir çalım” atıp duruyor ki, demeyin gitsin!..

Gençlik Yılları”nı “Osmanlı düşmanlığı” ile dahası “Osmanlı’nın sâhip olduğu mânevî değerler düşmanlığı” ile de geçirmiş olan bu “Dede”; buna ilâveten “Atatürk Devrimlerinin yılmaz bekçiliği” ile de tanınmakta, ancak O aramızdan ayrıldıktan hemen sonra, ne hikmetse ve Atatürk’ün ilkeleri ile nasıl da bağdaşabiliyorsa, bir dönem “Hitler hayranlığı” ile anılmaktan çekinmemiş, akabinde de (zahirde sosyalizm, esasta) komünizmin savunuculuğunu, hatta hamiliğini yapmaktan geri kalmamıştır…

TC Devletinin yanında, Türk Milletinin inançlarının müdafii” olacak yerde, sürekli “Bâtıl iç ve dış güçlerin hizmetinde olmaktan, onların reklâm ve propagandasını yapmaktan” bir türlü kurtulamayan bu “Dede”, son yıllarda kendisine yapılan güzel telkinlere ve tövbekâr olması için tavsiye olunan şu güzel temennilere rağmen “münâfıklıktan” vazgeçmemiş ve “hainliklerine yeni hainlikler eklemekten asla sarfınazar etmemiştir…”

Defaatle kendisine, “Gel tevbe et, bu yanlış yollardan vazgeç!” denmesine rağmen tavsiye edilen bu güzel vasıfları ellerinin tersiyle bir-bir itivermiştir. Kendisine; yalnız yazıyla/sözle yetinmeyip hâlini de düzelt, Cenâb-ı Allah’a ve O’nun Kitap ve Sünnette tecelli eden emir ve iradesine de sımsıkı sarılıp bağlan, dînî hayatını da insanların/örgütlerin rızâsı için değil yalnızca Allahü teâlânın rızâsı için yaşa, denmesine rağmen o, bunları hep kulak ardı eylemiş, hatta dahasıyla bunları söyleyenleri “gerici-yobaz yaftasıyla” karalamaktan da hayatı boyunca bir gün olsun geri durmamıştır…

Rahmetli Menderes”in partisine ve kendisine “şiddetli hasım” olduğu yetmezmiş gibi ikide bir “orduyu göreve” davet etmiş ve gerek 27 Mayıs, 12 Eylül ve gerekse 28 Şubat, 15 Temmuz askerî darbelerinin de hep savunucusu/arkasında durucusu olmuştur…

Dahası; Şanlıurfa’da, uyurken “şehîd” edilen “Polis Memurları Feyyaz Y. ile Okan A.” için, “PKK iki genç polisi evinde infaz etti” diyerek gün boyu dolaşmış, “infaz” tabirinin “Yargının vermiş olduğu kararı yerine getirip suçluyu cezalandırmak” olduğunu bilmesine rağmen bu maksatlı ifadesi için de asla “özür dilememiş ve melânet niyetini” göstermiştir…

DKPC”li iki militanın “İstanbul Adliyesi”ni basarak “Savcı Mehmet Selim Kiraz”ın alnına silâh dayayıp O’nu şehîd etmesini de âdeta polis ve jandarmayı, adliye mensuplarını ve bütünüyle Hükûmeti tehdit edercesine tavır takınmasını da gün boyu alkışlamıştır…

“7 Haziran Seçimleri”nin akabinde “PKK” Güneydoğu illerinde isyân başlatınca da sivillerin katledildiği, halkın helikopterle tarandığı yalanlarını aynı şekilde gün boyu tekrarlamıştır…

Ve de “Paris’te Charlie Hebdo” isimli derginin,”Peygamberimiz Efendimizin” sözde karikatürüne ülkemizden destek vermesine ve bunun yurdun her bir yanına dağılmasına da yardımcı olmuştur…

“PKK’yı Övücü Röportajların Yapılması”, “MİT Tırlarının Durdurulması”, “IŞİD ile DEAŞ ile Mücadelede Hükûmetin ve Devletin Engellenmesi”, “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’nin AB’ye Jurnallenmesi”… gibi pek çok işte de hep ortaya çıkmıştır…

Diyoruz ve de bu “Menfur ve Müzmin Hastalıklı Dede” için kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz. Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

= = = * = = =

“7 Mayıs” günü, “dünyâya” geldin;

“…24 senesi”, “malûm yıllar”dı…

“Ümitlerle” doğdun, pek de güzeldin;

“Savaş sonrası”ydı, “yoksulluk” vardı;

“Hayâller”e doğru, “minik bir el”din!..

 

“Adını rejimden” alıp verdiler;

“Soyuma-sopuma, öcü” derdiler;

“Mason Pazarı”na, “sergi” serdiler!..

“Hayâller”e doğru, “minik bir el”din;

“Yunus”tan “Nadir”e, “dîni” yerdiler!..

 

Bir baktık “Almancı-Hitler’ci” oldun;

“DP Dostluğu”yla, “Meclis”e doldun;

Sonra “sırt çevirdin”, “Kızılcık Sol”dun!..

“Darbe!.. Darbe!..” dedin, akıllar çeldin;

Kâh “CeHaPe”liydin, bazen “DEV-SOL”dun!..

 

“Gezi Olayı”nda, “FETÖ”den yana;

“MİT Tırları”nda, aldandık sana;

“IŞİD Terörü”nde, doyduk yalana!..

“AKePe” dedikçe, akıllar çeldin;

“Can Dündar” dostunla, kıydın vatana!..

 

“Şehîd Polislere”, “İnfaz” var dedin;

“Charlie Hebdo” ile, ne “haltlar” yedin;

“PKK”yı övdün, “temyiz” eyledin!..

“Erdoğan” dedikçe, akıllar çeldin;

“DAEŞ” sevgisiyle, “terör” peyledin!..

 

“Dansöz”leri geçtin, ey “Kıvrak Dede”;

Sol gözünde “AB”, sağda “ABD”,

Şimdilerde “Esad”, sorma nerede!..

“Erdoğan” dedikçe, akıllar çeldin;

“Ordu göreve” de, yaptın “varyete!..”

 

“Dansöz”leri geçtin, kıvır ha kıvır;

“Yalanlar-iftirâ”, peş-peşe savur;

“Dost” diyemem sana, desem mi gâvur?!..

“Laiklik” dedikçe, akıllar çeldin;

Bırak “kalemi” de, “Keleş” ile vur(!)…

 

“Dansöz”leri geçtin, ey “Kıvrak Dede”;

“Cumhur”a “çamur” da, kim “himmet” ede?

“Şeytân-ı lâin”e, hep “hizmetlerde!..”

 “Laiklik” dedikçe, akıllar çeldin;

“Adın” geçer şimdi, “gazetelerde!..”

 

KAYIKÇ’Ali der ki, “Nasıl Dedesin?

“Basın Dünyası”nda, “bet” çıkar sesin;

“Cumhur” “millî” olur, sen neredesin?!..

“Laiklik” dedikçe, akıllar çeldin;

“Hakk’a-doğruluğa”, daim perdesin!..