SON DAKİKA

GÜZEL GÜNLER ÇOK YAKIN

EĞİTİM, GÜNDEM

    “BÖYYÜK BAŞKAN”, “GİZLİ MESAJ” İŞİNDE

Bu haber 01 Mayıs 2020 - 6:55 'de eklendi ve 14 views kez görüntülendi.

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI                                         www.istihbarat@yeniakit.com.tr       

                                   “BÖYYÜK BAŞKAN”, “GİZLİ MESAJ” İŞİNDE

                                                             (Mısra-Mısra “Haşlama”,  Bir Yamuğa “Taşlama”

 

* “Güzel bir söz; kökü yerde sabit, dalları semâda olan güzel bir ağaç gibidir. Yemişlerini Rabbinin izniyle her zaman verir. Habîs (kötü) bir söz de yerinden sökülmüş, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.”   (Kur’ân-ı Kerîm; Tibyân Tefsîri-İbrahim Sûresi, âyet: 24-26’dan)

* “Habîs söz söylemek, habîs adamlara lâyıktır. Habîs adamlara, habîs kelâm yakışır.”  (Kur’ân-ı Kerîm- Mevâkib Tefsîri; Nûr Sûresi, âyet: 26’dan)

“İyi bir iş yapmaya niyet edip de yapamayana, tam bir iyilik yapmış gibi sevâb verilir. Niyet edip yaparsa, on mislinden 700 misline, hatta daha fazla sevâba kavuşur. Kötü bir işe niyet edip de yapmayana, yapılmış tam bir iyilik sevâbı verilir, niyet edip de yapana ise sâdece bir günâh yazılır.”   (Hazret-i Muhammed  “sallallahü aleyhi ve sellem”)

*  “En çok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlarımı haber verendir.” (Hz. Ömer “r. anh”)  

“Söz ola kese savaşı,söz ola kestüre başı/Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ide bir söz/Kişi bile söz demini, dimeye sözün kemini/Bu cihân cehennemini, sekiz uçmağ ide bir söz.” (Yûnus Emre “r. aleyh”)

Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir…”, “ Mutlak hakikat Allah’tır.”, “…şiirin gâyesi, ilk dayanak ve çıkış noktası olarak din temeline muhtaçtır. Şâir, madde değil de mânâ hâlinde câmi kapılarının önünü dolduran Allah dilencilerinin en güzelidir.”

                                                                     (N. Fâzıl Kısakürek “r. aleyh”-Çile; s. 372, 373, 387’den.

*   “Edebiyatımızın münhal memuriyeti, benim nazarında şâirlikten önce münekkitliktir.”                     

                                                                               (Necip Fâzıl Kısakürek; Ergun Göze-İçimizden 30 Kişi, s. 172)

*  “Münekkit: Edebiyat veya sanat eserini değerlendiren, eleştiren kişi; eleştirmen, tenkitçi” (Sözlük)

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

“Yeni Akit Gazetesi”nin 26 Nisan 2020 günlü nüshası, 7’nci sayfasından okuduğumuz bir “İstanbul” mahreçli haber;  bizi önce ziyadesiyle üzdü, sonrasında ise derin derin düşündürüp yıllar öncesinin bâzı siyasî/bölücü faaliyetlerine ve bunun ardından da bizim (22.09.2015 tarihli, Denge Gazetesi’nde yazdığımız) “Cemevleri Mâbed İse, Hangi Dînin Mâbedi?” başlıklı bir köşe yazımıza götürdü.

Müsaadenizle önce bu yeni haberi aktaralım:

(Üstte yanyana iki resim: Birinde (ressam işi bir karikatür: Gençler, ellerinde bayrak ve pankartlar. Birinde de “Başkan Şaşırma Sabrımızı Taşırma” başlıklısı ön plânda. İkincisinde ise yine ressam işi bir çizim. Dört kişi yanyana oturmuş. Bir başta “İslâmiyet”i temsilen sarıklı, cübbeli bir hocaefendi. Yanında “Hristiyan”lığı temsilen, boynu haçlı bir papaz, yanında “Alevilik” temsilcisi bir dede ve en sonda (sağ başta) da ”Yahudilik”i temsilen bir haham var. Alttaki metin yazılar ise aynen şöyle:)

“İmamoğlu’nun Subliminal Mesaj Kokan 23 Nisap Kitapçığına Tepki

Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir; İstanbul Büyükşehir Belediyesince 23 Nisan’da çocuklara gönderilen hediye kolileri içindeki kitapta, Aleviliğin ayrı bir din gibi resmedilmesinin kendilerini incittiğini belirterek, ‘Ekrem İmamoğlu, Hoca Ahmet Yesevi’nin, Hacı Bayram Veli’nin, Şücaaddin Veli’nin, Hasan Dede Veli ve Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatlarını okusun, ondan sonra Alevi toplumuyla ilgili bir fikir yürütsün. Aleviler provoke edilemez.’

Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek de, ‘Aleviler, Aleviliğin İslâm dışı başka bir din olarak görülmesini kesinlikle kabul etmezler Alevi de biziz, Sünni de biziz, hepimiz Türk milletiyiz’ ifadesini kullandı.

Aynı kitapçıkta Başkan Erdoğan’a yönelik tehditkâr bir çizim de yer alıyor.”

                                                              

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

İşte bizi ziyadesiyle üzen, sonrasında ise derin derin düşündüren, ardından da bir köşe yazımızı ve orada yazılanları da hâtırlatan haber bu…

Diyoruz ve de müsaadenizle Sizleri o köşe yazımıza götürmek istiyoruz:

= = = * = = =

*  “Bir de Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve Müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü’ne karşı savaş açmış olanı (râhip Ebû Amr’ın gelmesini) beklemek ve gözetmek için ‘Mescîd-i Dırâr’ı’ yapanlar var. Bununla beraber ‘iyi niyetten başka bir muradımız yoktu!’ diye yemîn de ederler. Fakat Allah şâhid ki bunlar, şeksiz şüphesiz yalancıdırlar. Onun içinde asla namâza durma!”  (Kur’ân-ı Kerîm; Tevbe Sûresi, âyet 107-108’den)    

*  “Dünyâda yaşamayı ve eğlenmeyi isteyenlerin çalışmalarının karşılığını bol bol veririz. Bunlara âhirette yalnız Cehennem ateşi verilecektir. Emekleri âhirette boşa gider.”  (K. Kerîm; Hûd Sûresi, âyet 15)

*   “Çalgıları yok etmek için gönderildim.”, “Gınâ, kalbi karartır.”, “Gınâ, kalbde nifâk (münâfıklık) hâsıl eder.”,  “Sesini gınâ ile yükseltene iki şeytân mûsallât olur.”, “Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenenleri, Allahü teâlâ, yerin dibine batırır.”,”Mûsıkî, zinâya yol açar’, “İlk tegannî eden şeytândır”.  (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”)

*    “Gınâ: Şarkı, tegannî, müzik perdelerine uygun ses; çalgı ile birlikte şarkı, müzik.”  (Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü; c. 1, s. 142)

*    “Mescîd-i Dırâr: Münâfıklar, her fırsattan istifade ederek, Müslümanlar arasında fitne ve nifak sokmaya çalışıyorlardı. Bu defa da Müslüman cemaati ikiye bölmek ve tefrika çıkarmak için Küba’da inşa olunan Peygamber Mescîdi’ne karşılık kendilerine mahsus bir mescîd inşâ ettiler ki, bu mescîde Kur’ân’ı Kerîm’in ifadesiyle ‘Mescîd’i Dırâr’ denilmiştir. Münâfıklar, bâzı Müslümanların ihtiyarlık ve başka sebeplerle Peygamber Mescîdi’ne devam edemediklerini ileri sürerek yeni yaptıkları bu mescîdin açılışında bulunmak ve namâz kıldırmak üzere Hz. Peygamber’i dâvet ettiler. Hz. Peygamber bu sırada Tebük seferine çıktığından vakti olmadığını söyleyerek bu dâvete icabet edememiş, ancak dönüşünde uğrayabileceğini söylemiştir. Resûlallah Tebük seferinden dönerken nazil olan (yukarıdaki) âyeti kerîme, burada asla namâz kılınamayacağını ifade ediyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Müslümanlara suikast hazırlamak gayesiyle yapılan bu Mescîdi yıktırmıştır. (Hicrî: 9, Milâdî: 630)” (Tercüman Gazetesi Ansiklopedik İslâm Lûgatı; c. 2, s. 432)

*     “Alevîlik, ayrı bir din olmayıp ‘İslâm içi, İslâm’ın târihî süreçte ortaya çıkmış bir zenginliği’dir. İslâm dîninin ibâdet yerleri, câmilerdir.” (Diyanet İşleri Başkanlığı-Hem Okudum Hem de Yazdım/1; Ali Kayıkçı, Samsun Ekim 2012, s. 147)

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..                                                                                                                    

 Bilindiği üzere; AK Parti iktidar döneminde ülkemiz,  önce bir “Dinler Bahçesi” garâbeti yaşadı, ardından da “câmi-cemevi” harâbatının sarsıntısı ile âdeta bir şaşkaloza döndü. Geçtiğimiz ayda ise “adlî yargı”da da bir başka “ilk” yaşandı ve “‘Cem evleri’ elektrik harcamalarının da camiler gibi ibadethane kabul edilerek Diyanet Bütçesinden ödenmesi” kararlaştırıldı.

Îmâm-ı Rabbânî Hazretleri, “Gınâ ve nağme, bala ve şekere karıştırılmış zehir gibidir. Gınâ harâm olduğundan, bir şarkıcıya, ne güzel söyledin veya herhangi bir teganniye iyi diyenin küfründen korkulur” diye buyururken Abdullah Dehlevî Hazretleri de “Gınânın harâm olduğunu bütün âlimler söz birliği ile bildirmişlerdir. İsrâ sûresinin altmış dördüncü âyetinin gınâyı harâm ettiğini bildiren âlimler vardır. Âlimler simâ’ (âletsiz, çalgısız insan sesi) nın harâm olmasında ihtilâf etti. Gınânın harâm olduğunda ihtilâf yoktur.” derken “Fetâvâ-yı Hindiyye”  5. cilt, sayfa 352’de, “Bâzı âlimlere göre, her türlü tegannî yani şarkı söylemek ve dinlemek harâmdır.  Kur’ân-ı Kerîm okumağa, namâz kılmağa vakit bırakmayan her iş mekrûhdur. Tekkelerde ilâhiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek harâmdır. Bu tekkelere gitmek, oturmak da harâmdır. Şimdi, dinden haberi olmayan fâsıklar, böyle tarîkatçılık yapıyorlar” (Bkz: İslâm Ahlâkı; İhlâs A. Şti Yy, İst. 1985, s. 487 ve Mehmet Oruç-Türkiye Gzt, 1.9.2010, s. 15) cümleleriyle âdeta bugünümüze ışık tutmakta, diğer taraftan terör olayları sırasında öldürülen bâzı PKK’lıların cenazelerinin buralardan kaldırılmış olması da bir başka hakikati âdeta haykırmaktadır…

“Avrupa”da Müslümanlar tarafından açılan bâzı camiler için “Necla Kelek” gibi bir kısım kalemşorların; “camilerin sinagog ve kiliseler gibi ibadethane sayılamayacağını ve minarelerin ‘iktidar sembolü’ olduğunu savundukları”nı da hâtırlattıktan sonra (Bkz: Zaman Gazetesi-16.09.2010), eskilerin söyleyişi ile, “Zaman;  âhir zaman, el’âman-el’âman!…”

Diyoruz ve “Herhangi bir dernek binâsı ‘ibadethâne’ oluyorsa, bunun hangi dîne ait olduğu niçin söylenmez?” diye de soruyor ve dahi böylelikle de oldukça önemli olan bir konuya dikkatlerinizi çekmek istiyoruz…                                                                                                                                                  Bu his ve düşünceler ile kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile de Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz. Kalbî sevgi ve saygılarımızla…                                                                                                                                                                  = = = * = = =

“Câmi” ile “cemevi”, orda-burda açılmış;

“Nûrlu mâbed” yanına, “şeytânî iş” saçılmış;

“Oy” için, “makâm” için; “hak-hakîkat” gizleyen;

“Ehl-i sünnet” ne diyor; “Fetvâ”lar “es” geçilmiş;

Ne “namâz”, ne “Kur’ân” var; “mekrûh iş”i özleyen…

 

“Câmi” ile “cemevi”; dün yoktu, bugün neden?

Sen mi daha dindarsın, yoksa Osmanlı-deden?

“Alevî” hayrı değil; bakışın, oy’luk-maden…

 “Ehl-i sünnet” ne diyor; “Fetvâ”lar “es” geçilmiş;

“Sevâb-mevâb” arama, harcanır “sermaye”den…

 

“Câmi” ile “cemevi”; iki ayrı binâdır;

Birinde “nûr-feyîz” var, orda “nifâk-gınâ”dır;

“Kalbi kara”ran insan, “göz ucuyla-zinâ”dır…

“Ehl-i sünnet” ne diyor; “Fetvâ”lar “es” geçilmiş;

“Âlimler” böyle söyler, “ilimler âşinâ”dır…

 

“Câmi” ile “cemevi”; “dinde olmayan” bir iş;

Zaman “âhir zamân”dır, “Kıyâmet”e bir gidiş;

Bu “yama” tutmaz inan, bu “terzisiz” bir dikiş…

“Ehl-i sünnet” ne diyor; “Fetvâ”lar “es” geçilmiş;

Ağrılı ve sancılı, sanki “çürümüş” bir diş…

 

“Câmi” ile “cemevi”; “siyâsî bir ucûbe”;

“Muhalif rüzgâr” esse, yıkılacak “kulübe”;

Biri “sevâb yuvası”, öbürü: “Tövbe… tövbe!..”

“Ehl-i sünnet” ne diyor; “Fetvâ”lar “es” geçilmiş;

KAYIKÇI der hicvettim, sen istersen git “öv be!..”

 

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Şimdi de “dünde” kalan bu 5 yıl önceki yazılanlardan bu günlere geliyoruz ve “Yeni Akit Gazetesi”nin yukarıdaki haberi üzerine kaleme aldığımız aşağıdaki “Hicviye/Taşlama”mısralarımız ile Sizleri başbaşa bırakıyoruz. Kalbî sevgi ve saygılarımızla…

= = = * = = =

“Böyyük Başkan”, “çocukları teşvikle”;

“Gizli Mesaj” veriyor bak bilinsin!..

“İsyân”lar var, “ayrılık” var, hinlikte;

“HDP”nin “gölgesi” var, silinsin;

“Şeytânlık” var, gizli-aş’kâr cinlikte!..

                               “Böyyük Başkan”, “Kaftan…” ile salınır;

                               “Çocuk Aklı”, ha bu işe gülünür;

                               “Alevîler”, “et-kemik”tir bilinir!..

                               “Gizli Mesaj” veriyor bak bilinsin;

                               “Tepe” atar, “öfke” patlar ve “sinir!..”

“Böyyük Başkan”, “küçük işler” peşinde;

“PKK”sı, “böl-parçala” işinde;

“Zehir” katar, “kardeşliğin” aşında!..

“Gizli Mesaj” veriyor bak bilinsin;

“Tedbir” gerek, “fitne-fesâd” başında!..

                               KAYIKÇ’Ali, “Çocuk Akıl” şaşırtmaz;

                               “Dere” geçse, “ırmakları” aşırtmaz;

                               “Para” bulmuş, tutup onu da yırtmaz!..

                               “Gizli Mesaj” veriyor bak bilinsin;

                               “Sabır-sabır”, bir gün Reis de fırtmaz!..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.