BIRAK “MEŞHUR GALATI”, “DOĞRU”YA GEL “DOĞRUYA!..” /3 « Samsun Haber | Samsun Son Dakika Haberler

BIRAK “MEŞHUR GALATI”, “DOĞRU”YA GEL “DOĞRUYA!..” /3

BIRAK “MEŞHUR GALATI”, “DOĞRU”YA GEL “DOĞRUYA!..” /3

 DEREBAHÇELİ ALİ KAYIKÇI

S

aygıdeğer Okuyucularımız!..

Bilindiği üzere; önceki iki yazımızda, geçen sene yazdığı bir makâlede kullandığı “galat-ı meşhur” bir ifade sebebiyle “Kıymetli Gazeteci-Yazar Ağabeyimiz Rahim Er”in dikkatlerini çekmeye çalışmış ve akabinde de mevzuyu önce “Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Gazetesi Yazarı Sn. Ahmet Şimşirgil Beyefendi”ye sonra “Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Gazetesi Fikir ve Tartışma Sayfası Yazarı Sn. Prof. Dr. Osman Kemal Kayra Beyefendi”nin bilgilerine arz etmiş ve konu hakkında kaleme aldığımız (“YALAN SÖYLEYEN TÂRİH UTANSIN”MIŞ…) ve  (“YÂFES OĞLU TÜRK”ÜM BEN, “BÜYÜK BABAM PEYGAMBER!..”) başlıklı iki köşe yazımızı da bilgilerine sunmuştuk.

Daha sonra gördük ki bu gâliz hatâlar, sâdece târih kitaplarının ve târihî mevzuları işleyen dergilerin sayfalarında değil, bir zamanların “Sağın Kalesi” diye nitelendirilen gazetelerinden biri olan“Tercüman Gazetesi” gibi mânevî fikir sahiplerinin neşriyatlarında da aynen mevcut.

Bunlardan en önemlisi de “Yrd. Doç. Dr. Necat Birinci” tarafından hazırlanan ve “Koordinatör” olarak “Arslan Tekin” imzasını taşıyan seçkin edebiyatçı yazarların elinden çıkmış, 1985 yılı baskılı “Tercüman Türk Edebiyatı Ansiklopedisi” adını taşıyan eserdir.

Bunun “Türk Destanları” başlıklı (Bkz: Sy: 137-157’nci sayfalarda da hep “İslâmiyet’ten Önceki Türk Destanları”, “İslâmî Türk Destanları”, “Türklerin İslâmiyet’i Kabulünden Önceki Son Türk İmparatorluğu: Uygur Devleti”, “İslâmiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları/Millî-İslâmî Destanlar”  gibi ifadeler yanında “Divan Edebiyatı: Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra, Arap ve Fars edebiyatlarının tesiri altında meydana getirdikleri İslâmî Türk Edebiyatının yaygın adı. (…) İslâmiyet’i kabul eden Türklerin din, kültür ve fikir yapıları üzerinde, İslâmiyet temel olmak üzere köklü değişiklikler meydana gelir. İslâmiyet’in kabulünden sonra hızla yerleşik hayata geçen…” (Bkz: Sy: 158) şeklinde tanımlara da yer verildiğini gördük; aynı hayret ve üzüntüleri yaşadık…                 

 Şimdi de buradan tekrar başa dönüyor ve Kur’ân-ı Kerîm’in “Nûh Tufanı” ile haber verdiği, “Altı Parmak Peygamberler Târihi”nin şekillendirip dillendirdiği, bâzı araştırmacı ve yazarların özellikle vurguladığı gibi, “Türk-İslâm Târihi”; “Karahanlılar” dönemiyle değil, çok daha ötelerden, binlerce-onbinlerce yılın evvelinden, “Nûh aleyhisselâm”ın oğlu “Yâfes”ten olan torunu               “Türk”ten başlar (Fazla bilgi için bkz: “Türkiye Gazetesi Yeni Rehber Ansiklopedisi, C. 19, s. 278-296” ve “Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye;  ‘Türk Kabileleri’ ile ‘Türklerin İslâmiyet’e Hizmeti’ maddeleri) Mezopotamya, Anadolu’dan Altaylar’a-Urallar’a, oradan da tekrar aynı yerlere dönerek kök salar.  Bunun detay bilgileri “Truva”, “Doğu Roma/Bizans” târihi ile “Cennetmekân Fâtih Sultan Mehmed Hân”ın ve “Alpaslan Hân”ın hayât hikâyelerinde de vardır.

Nasıl mı? Bu suâlin cevâbını üç ayrı kaynaktan verelim istiyoruz:

1)- “Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necati Demir” bakınız neler diyorlar:

 “M.Ö. 2500-2400 yıllarında Hazar Gölü çevresinde otururken batıya göçen ve Türkçe konuşan bir kavim olan ‘Kut Kavmi’nin, Türk kökenli olduğu, bunun ünlü Sümerolog Prof. Dr. Benna Landsberger tarafından 1937 yılında yapılan Tarih Kurultayı’nda, Atatürk’ün huzurunda bizzat söylendiği, pek çok bilim adamı tarafından da Kut Türklerinin kullandığı dilin Ural-Altay dilerinin bir parçası sayıldığı belirtilmekte” ve bu Türkler hakkında şu bilgiler verilmektedir:

“Karadeniz kıyı şehirlerinin kuruluşunun temeline inildiğinde, yörenin ‘doğal liman’ özelliği taşımasından kaynaklandığı, Kotyora (Kut Yöresi) adıyla Ordu ve Sinop, Samsun, Ünye, Bolaman, Giresun, Tirebolu ve Trabzon gibi şehirlerin yanında Mesudiye, Çaykara, Araklı, Yomra, Maçka ilçelerinde ve Gümüşhane, Erzurum, Kars, Tunceli, Ardahan, Tokat, Bayburt, Malatya, Kocaeli, Bolu, İznik ve Çorum’da bu Türklerden kalma pek çok yerleşim yerinin bulunduğu, ayrıca Kızılırmak ve Yeşilırmak deltaları arasında kalan sahil şeridine de “Türkistan asıllı Hattiler’e mensup Gaskalar/Kaşkalar iskânda bulunmuşlardır. Hacılar ilçesinde yapılan kazılarda ortaya çıkan eserler, bizim eserlerimizdir. Sümer, Babil, Asur, Akad, Etrüksk (Etrüskler yani Truvalılar), Mısır, Aztek, Maya, İnka, Eti (Hitit) biz Türklerin öbür adlarıdır.” (Mustafa Bilge Işıktürk-Anayurt Gzt; 02.05.2005)

2)- Bir başka kaynak yazıdan ise şunları okuyoruz: “Tarihçi James Harper, Truvalı General Turkos’un ‘Türk’ kelimesi olduğunu söyler. İstanbul’un fethinden önce Kardinal İsodore, Vatikan’a yazdığı mektupta Fatih Sultan Mehmed Hân’dan ‘Truva Prensi’ diye bahseder. İstanbul fetih edildiğinde Fatih Sultan Mehmet Hân’ın ‘Truva’nın intikamını aldık’ sözü, Batılı tarihçilerin eserlerinde yer alır. Aynı şekilde 10 Eylül 1922’de İzmir’e giren Türk ordusunun komutanları da ‘Truva’nın intikamını şimdi aldık’ demiştir.  Değerli bilim adamı Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan’a göre ‘Truvalılar Türk, hem de Öntürkler kavmindendir. M.Ö. 3200’de Mezopotamya’dan Çanakkale’ye göç ettiler. Bunlara Avrupalılar ‘Etrüsk’ dediler. (E) ekini eklediler. ‘Trürk’ ise ‘Türk’ demektir. Truva’nın işgali ile Orta Asya’ya göç ettiler. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya gelen Türklere Bizanslılar, ‘Truvalılar intikam ve öç almak için geri geliyorlar’ dediler.” (M. Necati Özfatura-Türkiye Gzt; 05.06.2004, s. 16)

3)- “Şurası muhakkak ki, Türk Milleti İslâmiyet (Hz. Muhammed) öncesinde de büyük imparatorluklar kurmuştu. Oğuzlar, Hunlar, Göktürkler, Avarlar, Hazarlar, Kırgızlar, Türgişler, Karluklar bunlardandır. Bugün ilk büyük Türk devletinin Asya Hun Devleti olduğu kabul ediliyorsa da Türklerin bundan önce de büyük hâkimiyetlerinin olduğu reddedilemez bir gerçektir.

Ancak burada konumuz Türk devletleri değil. Nedense İslâm (Hz. Muhammed) Öncesi Türk Devletleri denildiğinde gençlerimizin aklında derhal şaman inancı gibi İslâm dışı düşünceler belirmektedir. Son dönemlerde gençlerimiz arasında bu furyanın büyümekte olduğunu üzülerek müşahade etmekteyiz. Bu elbette uzunca bir süredir devam ettirilen bilinçli bir siyasetin ürünü idi.

Hâlbuki gerçek, hiç de öyle sanıldığı gibi değildi. Türklerin ilk atalarının Nûh aleyhisselâmın evlâdı Yâfes’ten geldiğini bilmeyenimiz neredeyse yoktur. Yâfes isminin patah veya yafahtan geldiği sanılmaktadır. Patah yayılmak, Yafah ise güzel olmak anlamına gelmektedir. Nûh aleyhisselamın oğlu Yâfes için duâ ederken ‘Allah Yâfes’e genişlik versin, zürriyeti yeryüzüne yayılsın ve Sam’ın çadırlarında otursun’ diye dua ettiği rivayet edilmektedir. Nûh aleyhisselâmın bu duası, tam Türk soyunu bulacaktı.

Çünkü târih, tefsîr ve kısâs-ı enbiyâ eserlerinde Yâfes’in, Türklerin atası olduğu özellikle vurgulanmaktadır. Ebü’l-Gazi Bahadır Han Şecere-i Terakime’de Yâfes’in sekiz oğlu olduğunu belirterek ölmeden önce oğlu Türk’ü yerine oturttuğunu ve diğerlerine ‘Türk’ü kendinize padişah bilin, onun sözünden çıkmayın’ dediğini ifade eder.” (Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil-Türkiye Gazetesi; 10.04.2020, s. 7)

                                                               = = = * = = =

*   “Değil mi cephemizin sinesinde îmân bir/ Sevinme bir, acı bir, gâye aynı, vicdân bir.” (M. Âkif Ersoy-Safahat)

* “Bırak beni haykırayım/Susarsam sen matem et; Unutma ki, şâirleri haykırmayan bir millet/Sevenleri toprak olmuş, öksüz çocuk gibidir.”  (M. Emin Yurdakul)

Saygıdeğer Okuyucularımız!..

Öyleyse biz de, yukarıda verilen bu bilgilerin ışığında “mısra-mısra” haykıralım ve sesimizi bilcümle “Sağır Sultanlara” varana dek duyuralım diyoruz. Kalbî sevgi ve saygılarımızla…                                       

                = = = ( 1 ) = = =

             (Y U C A  T Ü R K)

Rabbim yuca Türk’ü, yüceltmek için;

“Nûh Peygamber(*)ine, “Yâfes”i vermiş.

Türk” olan torunla, su geçmek için;

Türkistan’a doğru, yola göndermiş,

“Hattiler”  eliyle, beri döndermiş!..

 

“Truva”da tutmuş, sahil seyrinde,

Şu “Ergenekon”da, demir böğründe;

Hun-Türk Göçleri”yle, zafer uğrunda;

Avrupa’yı burmuş, muma döndermiş,

“Alpaslan” eliyle, “Rûm”a döndermiş!..

 

Yürüyün yâ kulum”, demiş Yaradan(**);

“Fâtih”le yüzdürmüş, gemi karadan;

Kaç imparatorluk, kalkmış aradan;

“Kanunî” cihâna, yeni yön vermiş;

“Barbaros” eliyle, haç’a son vermiş!..

 

“Akıncılar” akmış, ova gördükçe;

Şövalyeye sığnak, yuva gördükçe;

Hilâl”i kaldırmış, suya vurdukça;

“Timur” şarktan-garba, bir büyük ermiş;

Hilâl”in altına, halılar sermiş!..

 

“Mimar Sinan” eşsiz, bir büyük dâhi;

400 eser dikmiş, kubbeler şâhı;

Binâlar ülkeyse, O padişahı;

Kubbe-kubbe göğe, o direk vermiş;

Ayasofyaları, yerlere sermiş!..(***)

——————————————————————

(*):  Nuh aleyhisselâm   (**): Yaradan cenâb-ı Allah

(***): “Türk’ten… Tâ Atatürk’e Türk Destanları-Ali Kayıkçı; Samsun 2006, s. 67-68, Samsun 2008, s. 67-68; 5 Yıldızlı 55 Yıldızlı TC Kimlikli SAMSUN-Ali Kayıkçı; Samsun 2010, s. 20-21 ile “Pontus Üstüne (Basından Seçmeler/2)-Ali Kayıkçı; Samsun  Mayıs 2019, s. 30’dan. 

                = = = ( 2 ) = = =

             (T U R U V A L I L A R)

Rabbim yuca Türk’ü, yüceltmek için;

60 asır önce, Anadolu’ya;

Sparta’ya komşu, berkitmek için;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Afrodit-Helen’le, dol Çanakkale!..

                                                                                                                     

Makedon-Teselya, komşudur bize;

Hera’ya güzeller, çık gezmenize;

Kaz Dağlarına gel, Paris’imize;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Gizli aşka budak, dal Çanakkale!..

 

Kırallar birleşir, Sparta için;

Odisus’la Aşil, kaytarma’ için;

Hektor kardeşini, kurtarma’ için;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;           

10 Yıl Savaşı’nda, sal Çanakkale!..

 

Aşil Hektor’umuz, vurduğu ânda;

Paris oklarıyla, durduğu ânda;

Ajak Zeus’üne, erdiği ânda;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Odisus tuzakçı, bil Çanakkale!..

 

Tahta bir at ile, kurar tuzağı;

Atı bulunca Türk, görmez uzağı;

Doğranır insanlar, sanki buzağı;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Kandan havuz olur, göl Çanakkale!..

                                                                                                                                            

 “Savaş bir hiledir”, demiş atalar;

Sen uyursan düşman, uy’maz hatâlar;

Kurtaramaz seni, atlar-tahtalar;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Sana senden fayda, döl Çanakkale!..

 

Aenas oğluyla, düşer yollara;

İtalya’ya varır, yeni illere;

Etrüks kızı ile, düşer dillere;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Roma’ya açar bir, gül Çanakkale!..

 

Alpaslan da der ki, “Yol Truva’ya”;

Fâtih Sultan der ki, “Bakın buraya…

İntikamın aldık”, kalmaz sonraya;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

Türk idin ebed Türk, ol Çanakkale!..

 

KAYIKÇI: Homeros, bilgi derledi;

Destanını yazdı, çaldı-söyledi;

Yunan’a övgüler, hep hey-heyledi;

Batıya-batıya, yol Çanakkale;

İzmir’den Roma’ya, el Çanakkale!.. (*)         (Devam Edecek)

———————————————–

(*): “Türk’ten… Tâ Atatürk’e Türk Destanları-Ali Kayıkçı; Samsun 2006, s. 29-30, Samsun 2008, s. 29-30; 5 Yıldızlı 55 Yıldızlı TC Kimlikli SAMSUN-Ali Kayıkçı; Samsun 2010, s. 10-12 ile “Pontus Üstüne (Basından Seçmeler/2)-Ali Kayıkçı; Samsun Mayıs 2019, s. 30-31’den.